Dalış Sporu ve Tarihçesi
Mavi dünyanın gizemi tarihten günümüze sayısız insanı derinlere sürüklemektedir. Sualtında macera yaşamak isteyenlerin tek seçeneği var o da dalış sporudur. Meraklılarını adeta bir rüya alemine taşıyan bu spor, uluslararası kurallar ve eğitim standartları ile her yaştaki sağlıklı insanın yapabileceği tehlikesiz bir aktivitedir. Bilinmeyenlerle dolu, içinde dev yaratıkların yaşadığı varsayılan sualtı, tarih boyunca insanoğlunu her zaman ürküttü. Bu nedenle suyun altına ancak çok gerekli olduğu zaman daldı. Batan bir gemiden değerli malları çıkarmak yada köprü gibi büyük sualtı çalışmaları gerçekleştirmek için…
Homeros, her ne kadar İtalya’da adlı eserinde kestane toplamak için suya dalan insanlardan söz ediyor olsada, tarihin en eski dalgıçlarının japon balıkçılar olduğu tahmin ediliyor. Bu insanlar m.ö 1.asırda derin sulara dalıyor, yosun ve deniz kabuklusu çıkarıyorlardı. Derinlere inmek için ayaklarına ağırlık bağlayan bu balıkçılar, suyun içinde daha iyi görmek içinde kemik ve mikadan ürettikleri basit gözlükler kullanıyorlardı. Aynı tarihlerde, dönemin en büyük kumandanlarından biri olan büyük iskender’de sualtıyla ilgilenmiş ve hatta tahtadan özel olarak yaptırdığı çana benzeyen bir aletin içine girerek pers körfezine dalmıştı
Rönesans döneminde ise bu konu ünlü bilim adamı ve ressam leonardo da vinci ilgilenmişti. Ne var ki onun dalış aletleri için çizdiği taslakların üzerine o günlerde gidilmedi. Bugünkü anlamda dalma tekniklerinin gelişmesi için geçtiğimiz yüzyılın sonlarına kadar beklemek gerekti. 1830 yılında Ağustos Siebe isimli bir ingiliz, itfaiyecilerin kullandığı başlıklardan etkilenerek ilk dalgıç başlığı projesini gerçekleştirdi. Bir maden mühendisi olan Benoit Rouguayrol, 1863 yılında grizu tehlikesine karşı nefes alma aletlerinden esinlenerek ilk dalış aletinin taslağını hazırladı. Bu alet, içine hava doldurulmuş basit bir tüpten oluşuyordu. Tüpten, biri nefes almaya ötekisi nefes vermeye yarayan iki boru çıkıyordu. Ancak Rouguayrol, sıkıştırılmış havanın debisini bir musluk aracılığıyla düzenlemek yerine daha ince bir yöntem geliştirmiş: tüpün içine yerleştirdiği bir çeper ile ciğerlere nefes alıp vermesine benzer bir mekanizma oluşturmuştu. Bu çeper bir subabı açıp kapıyor ve böylece gerekli hacimde havayı serbest bırakıyordu.
Rouguayrol, sıkıştırılmış hava tüpünü dalgıcın sırtına yerleştirmişti. Bu, en azından düşünceye bir devrimdi. Çünkü o tarihe kadar olan dalışlar Ağırayak diye tanımlanan skafandr aletleri ile yapılıyordu ve dalgıcın soluyacağı hava dışardan ayarlanıyordu. Skafandr aletleri çok ağır olduğu için dalgıçların suyun içinde dikey hareket olanağı pek yoktu.
İşte tarihlerde Rouguayrol ile auguste denayrousse’un karşılaşmaları çok önemli bir başlangıca neden oldu. Denayrousse, bir mühendisti ve bir zamanlar skanfandr aletleri ile ilgilenmişti. Ancak dışarıdan hava pompalanan bu dalış aletlerinin yetersizliğini anlamış ve başka projeler üstünde kafa patlatmaya başlamıştı.
Bu iki mühendis birliktye çalışmaya giriştikten sonra tüm dikkatlerini dışarıdan hava pompalanan dalış aletleri yerine hava tüpünü sırtta taşıyacak bir sistem üzerinde yoğunlaştırdılar ancak, o tarihe kadar kullanılan 8 litre hava kapasiteli tüplerin yetersiz kaldığını gördüler. Çünkü bu tüpler, 30 atmosfer dolum basıncında hava ile dolduruluyorlardı ve metalin direnişi nedeniyle bu rakkamın üstüne çıkamıyordu. Böyle bir tüp ise dalgıca 20 metre derinlikte sadece 15 dakkalik bir süre sağlayabiliyordu.
İki arkadaş bu sınırı aşmak için şöyle bir proje geliştirdiler: dalgıcın sırtında taşıyacağı hava tüpüne bir başka metal kutu eklediler. Böylece iki parçadan oluşan bir tüp ortaya çıktı. Bu iki parça subaplı bir vana ile birbirine, metal bir tel ileride bir çepere bağlanıyordu. Çeper suyla temas ettiğinde bir basınç uyguluyor; bu basınçta derinlikle orantılı olarak belli bir miktarda havayı dalgıcın soluması için serbest bırakıyordu. İki kafadarın gerçekleştirdiği bu proje, 80 yıl sonra ünlü kaptan Jack Coustau ile yakın arkadaşı Emile Gagnan’ın telif hakları için geliştirdikleri dalgıç tüpünün ilki olarak aynısıydı.
Ne var ki, Rouguayrol ve denayrousse’un projesinin, zamanında en küçük bir dikkat bile çekmemişti. Çünkü o dönemde sualtı çalışmalarına ilgi duyulmuyordu. Gelişen sanayinin ihtiacı için yapılan dev limanların, barajların ve köprülerin ayaklarının altındaki çalışmalar için ise : ağırayak skafanderlar yeterli oluyordu. Çünkü, bu dalgıç giysileri ağırlıklarına rağmen çok sağlamdılar ve maliyetleri çok düşüktü.
İki arkadaşın projesi ile o tarihlerde bir tek kişi ilgilendi: Jules Verne…. Yazarın 1870 yılında yazdığı ‘denizler altında 20.000 fersah’ isimli romanda, ünlü ‘ nutilus ‘ denizaltısının dalgıçları, Rogeayrol ve denayrousse’un yarattıkları dalgıç elbisesine çok benzer elbiseler giyiyorlardı.
Dalma tutkusunun yeniden gündeme gelmesi için iki büyük savaş arasında geçen ve ‘ Belleepogue’ adıyla tanınan dönemi beklemek gerekecekti. O günlerde lüks yaşam merakı, insanları sualtı avcılığınada yönlendirmişti. Amerikalı yazar Guygilpetriç’in ‘ The Perfect Gogler’ ve fransız yazar Raymond Pulverisin ‘Lachassse Auks Poissons’ ‘balık avı’ el kitabı dalma sporuna iyice populer bir konuma getirmişti. Yinede dalmalar çoğu askeriyeden sağlanan ‘ağır ayak skafardrlar’ ile yapılıyordu.
İşte o günlerde, saint- tropez sahillerine takılan yves le prieur isimli bir eski subay dikkatleri üstüne çekmeye başladı yves le prieur aslında askeri hava savunma aletleri uzmanıydı. Ancak sualtı çalışmalarına büyük ilgi duyuyordu. İlk iş olarak 1925 yılında mühendis arkadaşı vincent fernes ile ağır skafand giysisini hafifletme çabasına girişti. Önce dalgıçları o ağır bakır başlıktan kurtardı sonra ağıza, suyun üstündeki hava pompasına bir tüp ile bağlı olan küçük bir yüksük, burna küçük bir kıskaç ve gözlere de plastik gözlükler yerleştirdi. Ama, dalgıç giysisine asıl katkısı, garajlarda lastik şişirmek için kullanılan michelin marka çelik tüpleri hava tüpü olarak kullanma fikriydi, böylece suyun altındaki dalgıca dışarıdan hava pompalamaya gerek kalmıyordu. Michelin marka bu çelik tüpler santimetre karede 150 kg basınca dayanıklıydılar bu nedenle suyun altında zarar görmeleri söz konusu değildi.
Yves le prieur’un bu biçimde dizayn ettiği ‘ bağımsız ve otonom skafandr’ 10 kilo ağırlığındaydı ve 10 metre derinlikte dalgıca 10 dakikalık bir serbestlik tanıyordu. Sistemin tek dezavantajı, dalgıcın göğüs bölgesine yerleştirilen hava tüpünün iki yanından çıkan hava kabarcıklarının suyun içinde görüşü engellemesiydi. Yves le primeur, 1937 yılında pariste düzenlenen expo fuarında, trocadero meydanındaki akvaryumda bu giysilerle bir gösteri düzenledi ve bütün dünya kamuoyunun dikkatini çekti.
Bu gösterinin üstünden bugün yarım asırdan fazla zaman geçti. İnsan oğlu o gün suyun altında 10 metre derinlikte 10 dakikadan fazla kalmasını nbir zafer olarak nitelendiriyordu. Günümüzde ise kanadalı mühendisleri ile son geliştirdikleri deniz altını anımsatan dalgıç giysileri ile tam 400, hatta 600 metre derinliğe ulaşılıyor. Ne var ki, fizik kanunlarında milyonlarca yıllardır bir değişme yok. Bu nedenle kurallar ve can güvenliği, dün olduğu kadar bugünde yaşamsal önem taşıyor.
Dalış Ekipmanları
Tüp: Balıkadamların sualtında almak zorunda olduğu havayı barındıran ve sırtta taşınan hava tüpü… basınçlı hava, tüplere kompressör yardımı ile sıkıştırılıyor. Hatta o kadar sıkıştırılıyor ki tüpün hacminin 200 katı kadar olabiliyor. Buda balıkadamlara sualtında fazlasıyla yetiyor.
Denge Yeleği (BC)
Denge yeleği dalgıcın sualtından daha fazla keyif almasını sağlayan dalgıcı dalış esnasında nötr pozisyonda tutan aynı zamanda tüpü kendi üstünde taşımasını sağlayan ekipmandır. Dalışa başladıktan sonra derine gittikçe içersine hava verilmeli dalışı sonlandırıp derinlinlik azaldıkça içersinden hava tahliye edilmelidir. Asla denge yeleğine yukarıya çıkmak için hava basılarak kullanılmamalıdır.
Regülatör
Suyun belli bir basıncı bulunuyor. Derine inildikçe suyun ağırlığıın ve atmosferik basıncın etkisi ile bu basınç artıyor. Balıkadamlar bu basınç altında herhani bi sorun yaşammıyorlar; çünkü regülatör, tüpe sıkıştırılmış basınçlı havayı regüle ediyor. Yani tüpteki basınçlı havayı ortam basıncına göre otomatik olarak dengeleyip balıkadamların soluyabileceği basınca düşürüyor. Dolayısıyla, ne kadar derine inilirse inilsin, tıpkı normal nefes alışı gibi nefes alınıyor. Herhagi bir farklılık hissedilmiyor.
Maske
maske, palet ve şnorkele dalgıcın ABC’si deniyor. Maske, gözle su arasında bir hava boşluğu yaratıp, sualtını net görmeye yardım ediyor.
Şnorkel
Su yüzeyinde kullanılan ve ağız-burun suya girdiğinizde nefes almayı sağlayan ve maskeye takılan boru…
Palet
Suda yatay hareketlerle mesafe kat etmeye yardım eden ayak ekipmanıdır.
Balıkadam Elbisesi
Deniz suyu, derinlere inildikçe soğuklaşıyor. Bu durum yaz ve kış değişmelerinden, dalışlarda bu soğukluğa karşı bir elbise giyilmesi gerekiyor. Suya girildiğinde vücutla elbise arasına giren deniz suyu kısa sürede vücut ısısı ile ısınıyor ve sürekli bu ısıda kalıyor. Bu sayede dalgıçta elbise dışındaki suyun soğukluğundan etkilenmiyor. Genellikle ‘neopren’ denilen bir maddeden yapılan balık adam elbisesi aynı zamanda yüzerlilik özelliğine’de sahip… Yani balıkadam elbisesini giyenler suda batmıyor, tıpkı bir mantar gibi su yüzeyinde kalıyorlar.
Ağırlık Kemeri
Kemer, sualtına inmemize yardımcı olan kurşun ağırlıkları üzerinde taşıyan bir aparattır.
Ahtapot (Yedek Regülatö)
Bu alet, regülatörün yedeği olarak kullanılıyor. Dalışlar çift olarak yapıldığı için yanınızdakinin havası biterse ahtapot yardımıyla ona hava yardımı yapabiliyorsunuz.
Derinlik ve Tüp Basınç Göstergeler
Regülatörümüzün konsolunda veya saat gibi bileğimize takabildiğimiz dijital ve analog olarak üretilmiş olan derinlik ve tüp basınc göstergeleridir.
Bıçak
Balıkadamlar herhangi bir aksiliğe karşı ayakbileklerin’de, kolda yada denge yeleğinde bulunabilen; ağ, yosun yada tehlikeli deniz canlılarına karşı savunma ve korunma amaçlı kullandıkları paslanmaz çelikten üretilen bir araçtır.
No related posts.




